13 bin bitki örtüsünün bulunduğu ülkemizin her bir köşesi ayrı bir şifa kaynağı olma özelliği taşıyor. Bu bitkilerin 4 bine yakını sadece Türkiye’ye özel, yani endemik yapıdadır. Ortalama 500 adeti ise tıbbi bitkidir. Coğrafyamızda biten bitkilerin tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir. İlk insandan bugüne kadar, toplumlarda önemli sosyal, kültürel ve çevresel roller oynamıştır.
Yüz yıllardır üstüne binlerce kitap yazılan tıbbi ve aromatik bitkileri bir önceki yazımda ana hatlarıyla ele almaya çalışmıştım. Ancak doğadan gelen bu mucizeyi daha iyi anlayabilmek ve özümseyebilmek için biraz daha detaylıca yazmaya karar verdim. Okuyucularımızın ilgisi ve yönelttiği sorular da konunun ehemmiyetini ziyadesiyle gözler önüne serdi. Bu sebepten elimden geldiği kadarıyla tıbbi ve aromatik bitkilerin tarihçesini anlatmaya ve bugünün doğru yaklaşımına dair yol haritasını çizmeye çalışacağım.
Bu hafta sizler için kaleme alıp anlatmaya çalışacağım ilk şifalı bitki, alemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz'in "Ölümden başka her derde devadır" dediği, benim de hayatımdan hiçbir zaman çıkarmadığım çörek otudur.
Yılın şiiri ödülü alan bir şiir vardır, radyolarda ve sosyal medya platformlarında bir dönem çok sık paylaşılıyordu, “Sol Yanım Acıyor Anne” diye…Dinledikçe önce bir durgunluk alır insanı, sonra ince bir sızı…
Şiir her denk geldiğinde, uzun düşüncelere dalardım, ‘acaba şair nasıl bir psikolojiyle’ yazmıştı bu eseri?
“Senin adın geçince, sol yanım acıyor anne, hiçbir şey yutamıyorum.” dizesi bir kaybedişin koru olabilirdi sadece.
Merhabalar sevgili okuyucu. Önceki yazılarımda sıklıkla, binlerce tıbbi ve aromatik bitki olduğunu dile getirmiştim. Bu uçsuz bucaksız bilgiler içinden, hayatımızda sıkça yer vermemiz gerekenleri ise öncelikli olarak ele alacağım.
Doğa, insanoğluna şifa sunan bir hazine sandığı gibidir. İçinden her açılışta yeni bir mucize çıkar. Ancak bazı mucizeler öyle sıradanlaşmıştır ki, gözümüzün önünde durduğu halde fark edemeyiz. Kabak ve kabak çekirdeği de bu mucizelerden biridir. Yüzlerce yıldır sofralarımızın bir parçası olan bu iki yiyeceğin faydalarını düşündüğümüzde, aslında onları ne kadar hafife aldığımızı fark ederiz.
Değerli okuyucularım bugün; zeytini, yaprağını ve çekirdeğini yeniden keşfetmenin tam zamanı.
Zeytin, insanlık tarihinin belki de en eski şifa kaynaklarından biridir. Antik çağlardan bu yana kadim toprakların vazgeçilmezi olan bu kutsal meyve, sofralarımızın baş tacı olduğu kadar sağlığımızın da en sadık dostlarındandır. Ancak, zeytin ağacının sadece meyvesi değil, yaprağı ve çekirdeği de başlı başına bir şifa deposu olma özelliği taşıyor.
Düşünün ki, elinize aldığınız küçücük bir meyvenin içinde, doğanın binlerce yıllık bilgisini barındıran bir şifa hazinesi saklı. İncirden bahsediyorum. Ama bu yazıda, yalnızca tatlı meyvesiyle değil; yaprağı, çekirdeği ve hatta köküyle sizi şaşırtacak bir keşfe çıkacağız.
Değerli okuyucularım, arkadaşım Harun’la üzerinde bugün konuştuğumuz doğanın bize sunduğu mucizelerden biri olan enginarı ele alacağım. Arkadaşlarımın, dostlarımın ve sizler gibi birbirimizi görmesek bile gönül bağı kurduğumuz okuyucularımın A’dan Z’ye enginarın faydalarını bilmesini istiyorum. Arkadaşım Harun’la da uzun uzadıya konuşurken, bu faydaları kendi çevresine anlatmasını rica etmiştim.
Değerli okuyucu bu hafta limonu kaleme almaya çalışacağım. Zengininden fakirine herkesin, her kesimin dolabında bulundurduğu, dolabında yoksa bile komşusunun kapısını rahatça çalıp isteyebileceği bir meyve olan limon…
Birçok meyve ya da bitkinin faydalarını siz değerli okuyuculara açıklarken, ‘şifa kaynağı’ ifadesini sıkça kullanmışımdır. Kaleme aldığım her bitki ve meyve, üstünde özellikle düşünülerek seçilmiştir. Ulaşılması kolay, ülkemizde bolca yetişen ya da büyük bütçeler ayırmadan alınabilecek ‘mucizeleri’ paylaşmaya çalıştım. Bahsettiğim ürünlerin her biri doğru ve düzenli kullanımda hastanelere uğrama sıklığını azaltacağını bildiğimden, hayatımızdan hiçbir zaman çıkmaması gerekenleri vurguladım/ vurgulamaya devam edeceğim.
Maydanoz… Kimine göre bir tabak süsü, kimine göre salatalara eklenen sıradan bir yeşillik. Bazen de zamansız çıkışları nedeniyle eleştirilen bir kişi için kullanılan bir deyimin asıl vurgusu. Ama aslında o, masum bir garnitür olmanın çok ötesinde bir mucizedir. Örneklemeler içinde alay edilemeyecek kadar da ciddi bir mesele… Küçük yeşil yapraklarıyla sessiz sedasız bir devrim yapıyor. Peki, bu devrim nedir?
Merhabalar değerli okuyucularım. Umarım hiç yolunuz düşmez ama bugünlerde hastanelerin acil servisinin önünden geçtiğinizde içinde yüzlerce insanın kuyrukta beklediğini görüyoruz. Bu yoğunluğu acil serviste çalışan bir doktor arkadaşıma sorduğumda şu sıralar insanların bağışıklık sisteminin çok zayıfladığını, vücut direncinin düşmesiyle de rahatsızlıkların arttığını söyledi. B durum hepimizin malumu!
Tarih boyunca bitkiler, insanoğlunun ilk ilacı olmuştur. Ancak her bitki, doğanın şifa sandığında saklı duran benzersiz bir hazine gibidir. Nane (Mentha) de bu hazinelerden biridir. Soframızda yer alan bir baharat olmanın ötesinde, nanenin ardında aslında bir bilimsel şifa öyküsü saklıdır. Gelin, nane yaprağının kimyasına bir yolculuk yapalım ve kimsenin bakmadığı pencereden bakalım.
Türkçemizde ne çok deyim ve atasözü vardır değil mi? Kısa bir söz öbeğiyle koca bir durumu özetleyebiliyoruz. Ağzı laf yapmak, açığa vurmak, akşamı iple çekmek, gözü tutmak, zaman
öldürmek, kabak tadı vermek … ve daha niceleri.
Anadolu’nun bereketli topraklarında yetişen iğde, sadece meyvesiyle değil, çekirdeği ve kabuğuyla da adeta bir doğal eczane olma özelliği taşıyor. İğde çiçeği ise güzel kokusuyla yerel kültürlerde kendine güçlü bir yer edinmiştir. Bahar esintileriyle bilinen iğde çiçeği, oldukça ferah bir koku yayar. Bu kokunun, zihne canlılık vererek, dikkat toplamaya destek olduğu kanıtlanmıştır.
Bu mütevazı meyve, yüzyıllardır halk hekimliğinde kendine sağlam bir yer edinmiş olsa da, birçok faydası hala yeterince bilinmiyor.
Yüzyıllardır mutfaklarımızın vazgeçilmezi olan nane (Mentha piperita) ve onun yabani kuzeni yarpız (Mentha pulegium),sadece ferahlatıcı aromalarıyla değil, sağlık üzerindeki mucizevi etkileriyle de dikkat çeker. Ancak çoğumuz, bu bitkilerin ardında yatan bilimsel sırları ve şifa dolu potansiyellerini tam olarak keşfetmiş değiliz. Gelin, bu iki bitkinin derinliklerine inip, doğanın bize sunduğu bu yeşil hazineleri daha yakından tanıyalım.
Yeryüzünde sevginin tarifi yapılmaya çalışılsa en güçlü örnek olarak annelerin evlatlarına olan muhabbeti gösterilir herhalde. Öyle bir sevgi ki kendi giymez evladına giydirir, kendi yemez evladına yedirir, her şeyin en iyisinin evladında olmasını ister.
Antik çağlardan bu yana farklı uygarlıklar, defne yaprağını kutsal sayarak sağlık alanında kullanmışlardır. Bugüne geldiğimizde ise birçok medeniyetin beşiği olan Anadolu’dan dünyanın defne ihtiyacının yüzde 70’i karşılanıyor.