Doğada öyle bitkiler var ki, köylünün çayına karışır, ninenin duasına sığınır ama şehirlinin pek haberi olmaz. İşte onlardan biri de civanperçemi. Adı biraz ağır gelir kulağa ama kendisi bedene hafiflik, ruha da ferahlık verir. Sarımsı çiçekleriyle tarlalarda sessizce büyür ama içeriğinde taşıdığı şifa sessiz değildir.
Bugün sizlere ismini belki duymuş ama kıymetini tam bilmemiş olabileceğiniz bir bitkiden söz etmek istiyorum: Aslanpençesi. İsmi iddialı, etkisi ise bir o kadar derin. Yüzyıllardır özellikle kadınların dostu olarak bilinir. Ama aslında herkese iyi gelen, gölgede kalmış bir doğa mucizesidir.
İnsanlık, yüzyıllardır doğayla iç içe yaşarken, bazen dikenli görünen bitkilerde dahi şifa aramaktan vazgeçmemiştir. Görünüşte sert, ulaşılmaz ya da değersiz gibi görülen birçok bitki, içeriğinde barındırdığı bileşenlerle şaşırtıcı bir iyileştirici güce sahiptir. Bu güçlü şifacılardan biri de çetin yapısıyla tanınan, ancak yüzyıllardır halk hekimliğinde yer bulan bir bitkidir: Çördük.
Doğanın sunduğu bitkisel hazineler, modern tıbbın bile hâlâ tam olarak keşfedemediği güçlü şifa kaynaklarını barındırır. İnsanlık tarihi boyunca nice hastalık, toprağın bağrından çıkan sade bir bitkinin yardımıyla hafifletilmiş ya da iyileştirilmiştir. Bu sessiz şifacılardan biri de, adını parlak sarı çiçeklerinden alan ve hem güzelliğiyle hem de faydalarıyla dikkat çeken Altınbaşak’tır.
Akgünlük (Boswellia serrata),halk arasında pek bilinmeyen, ancak tıbbî özellikleri bakımından oldukça dikkat çekici bir bitkidir. Bu bitki, gövdesinden elde edilen reçinesiyle tanınır. Reçine kurudukça taşlaşır ve esas şifa bu taşlaşmış maddede gizlidir.
Doğa, iyileştirici gücünü bazen en sakin ve mütevazı bitkilerde saklar. Adaçayı, bu sessiz şifacılardan biridir. Yüzyıllardır hem hastalıkların önlenmesinde hem de tedavisinde kullanılan adaçayı, aromatik yapraklarıyla sadece bedeni değil, ruhu da besler.
Kıymetli okuyucularım,
Bugün size hem zihinde hem bedende derin bir huzur bırakan bir bitkiden söz etmek istiyorum: Melisa, halk arasında bilinen adıyla oğulotu.
Yakın zamanda çok kıymetli bir arkadaşımla kılıç otu veya diğer adıyla sarı kantaronun sirkesinin yapım yöntemini ve faydalarını konuştuk.
Özellikle sirkesiyle ve taşıdığı şifayla dikkat çeken bu mucizevi bitki, doğanın kıymeti az bilinen hazinelerinden biridir.
Doğa, kıymetini herkesin bilmediği bitkilerle doludur. Kapari de onlardan biridir; gösterişsizdir, sessizdir ama dirençlidir. Taşların arasından inatla boy verir, şifasını sakince sunar. Bazen en büyük kıymet, en az bakılan yerde yetişir.
Değerli okuyucularım,
Bugün sizlere yalnızca mutfağın değil, bedenin ve ruhun da sessiz dostu olan bir bitkiden söz etmek istiyorum: Fesleğen (Ocimum basilicum).
Değerli okuyucularım,
Bugün size ismini sık duymadığımız ama etkisini görenlerin hafızasından kolay kolay silmediği bir bitkiden söz etmek istiyorum: Tarhun (Artemisia dracunculus).
Bugün sizlere mutfaklarda baharat olarak yer bulan ama aslında şifa yönüyle çok daha öne çıkan bir bitkiden söz etmek istiyorum: Kişniş (Coriandrum sativum).
Bugün sizlere adı daha çok bira yapımında duyulsa da aslında şifa dünyasında çok özel bir yeri olan bir bitkiden söz etmek istiyorum: Şerbetçiotu (Humulus lupulus).
Anadolu’nun birçok köşesinde yabani olarak da yetişen, mutfakta yeri ayrı, şifası ise çok daha derin bir bitkiden söz etmek istiyorum: Arapsaçı. İncecik, ipek gibi yaprakları ve anasona benzer kokusuyla hemen ayırt edilir. Kimi yerde “yabani rezene” diye bilinir, ama aslında kendine özgü karakteriyle bambaşka bir bitkidir.
Bugün sizlere doğada gördüğümüzde temkinle yaklaştığımız ama aslında bedenin en büyük dostlarından biri olan bir bitkiden söz etmek istiyorum: Isırgan otu (Urtica dioica). Yaprağına çıplak elle dokunduğunuzda yakar, kızarıklık bırakır; ama işte o yakıcılığın arkasında gizli bir şifa dünyası vardır.
Bugün size sofralarımızın mütevazı ama en güçlü üyelerinden biri olan yeşil mercimekten söz etmek istiyorum. Küçük taneleriyle sade görünür; ama içindeki besinler, vitaminler ve özel bileşiklerle aslında tam bir şifa kaynağıdır. Anadolu mutfağında çorbasıyla, yemeğiyle, salatasıyla kendine yer bulur; ama asıl değeri, bedenin en derin ihtiyaçlarına sessizce cevap vermesindedir.
Karadeniz’in serin rüzgârlarında büyüyen, sofralarda yeri ayrı, şifası daha da büyük bir bitkiden söz etmek istiyorum: Kara lahana. Görünüşte sıradan bir sebze gibi dursa da, aslında koyu yeşil yapraklarının içinde vücuda kuvvet veren gizli bir eczane saklar.
Bu yazımda Anadolu’nun dağlarında, özellikle Toroslar’da yetişen endemik bir bitkiden söz etmek istiyorum: Sütleğen otu (Euphorbia kotschyana). Adını, koparıldığında akan beyaz sütlü özsuyundan alır. Yüzyıllardır halk arasında farklı rahatsızlıklarda kullanılagelmiştir. Ancak bu bitkiyi doğru bilmek ve dikkatle kullanmak çok önemlidir.