Değerli okuyucularım, Kurban Bayramınızı yürekten kutluyorum. Bayram sofralarının baş tacı olan et yemekleri, protein açısından zengindir; ancak lif yönünden yetersizdir. Bu da sindirim sistemi üzerinde bazı yükler oluşturur. Mideyi rahatlatmak, bağırsakları düzenli çalıştırmak ve hazımsızlığı önlemek için öğünlere sebze, meyve ve tam tahıllar gibi lifli gıdalar eklemek gerekir. İşte tam bu noktada, mevsimin taze hediyesi olan erik, sofralara sadece serinlik değil, denge de getirir.
Değerli okuyucularım, Kurban Bayramınızı yürekten kutluyorum. Bayram sofraları bereketlidir, ama etin fazlası sindirimi zorlar. Özellikle kırmızı et lif bakımından zayıf olduğu için, mide şişkinliği, hazımsızlık ve sıkça rastlanan kabızlık gibi sorunlara yol açabilir. İşte tam bu noktada doğanın sade ama etkili bir armağanı devreye girer.
Yazın gelişiyle birlikte sofralarda taht kuran meyvelerden biri de hiç kuşkusuz karpuzdur. Kavurucu sıcakların ortasında bir dilim karpuz, sadece ferahlatıcı tadıyla değil, aynı zamanda su deposu yapısıyla da vücudu serinletir, canlandırır. Kimi zaman peynirle bir tabakta, kimi zaman yalnız başına buz gibi bir dilimde karşımıza çıkar. Çocukluk anılarına karışan karpuzlu yaz akşamları, pikniklerin, balkon sohbetlerinin ve aile sofralarının değişmez hatırasıdır. Ama karpuz sadece serinletmez; doğanın cömertçe sunduğu bu meyve aynı zamanda sağlığımıza da katkı sunar.
Yaz mevsiminin olgun güneşinde iyice tatlanan, kokusuyla uzaklardan bile kendini belli eden kavun, sofraların hem tatlısı hem de şifa kaynağıdır. Serinletici etkisiyle sıcak günlerde ferahlık sunarken, içerdiği vitamin ve minerallerle adeta vücudun denge taşı gibi görev yapar. Kimi zaman dilimlenip sade şekilde, kimi zaman da dondurma eşliğinde sunulan kavun, sadece damağa değil, bedene de iyi gelir. Yaz akşamlarında bahçede yenilen bir dilim kavun, hem nostalji hem de sağlığın ta kendisidir. Doğanın vücuda sunduğu dengeli bir destek, içten içe işleyen bir şifa meyvesidir.
Doğa, en etkili şifa kaynaklarını çoğu zaman en sade ve gösterişsiz formlarda sunar. Ormanların serin gölgelerinde, dağların eteklerinde sessizce yetişen, kimi zaman farkına bile varmadığımız bu bitkiler, aslında sağlığımız için büyük birer hazine taşır. İşte bu yazıda, adını sık duymasak da etkisiyle şaşırtan, bilim dünyasının da dikkatini çeken böyle bir meyveyi yakından tanıyacağız. Renkleriyle göz alan, içerdiği bileşenlerle bedeni onaran bu doğa mucizesi, modern beslenme dünyasında hak ettiği yeri yavaş yavaş almaya başlıyor.
Bugün sizlere ismi pek duyulmamış ama faydalarıyla kendini kolayca unutturmayacak bir meyveden bahsetmek istiyorum: Aronya. Belki ilk kez okuyorsunuz, belki de adını bir yerlerde duydunuz ama henüz tanışmadınız. Oysa bu koyu mor renkli küçük meyve, doğanın sessizce sunduğu büyük bir armağan.
Bazı bitkiler vardır ki, kokusuyla geçmişi hatırlatır, şifasıyla bugünü iyileştirir. Anadolu topraklarında yüzyıllardır bilinen, kimi zaman unutulmaya yüz tutsa da halk hekimliğinde hâlâ kendine yer bulan bir kökten söz edeceğiz bugün. Öksürüğe, balgama, bronşlara çare olduğu söylenen; soluğa ferahlık, ciğere nefes getirdiğine inanılan bir kök bu. Adını duyan az, şifasını bilen daha az.
Bugün sizlere, ilimizde gerçekleştirilen Uluslararası Yaşar Doğu Turnuvası’na misafir olarak gelen Azerbaycan Bayan Güreş Milli Takımı’nın teknik direktörü, Olimpiyat şampiyonu Torul Askarov ile yaptığım kısa ama anlamlı bir sohbetten söz etmek istiyorum. Sohbet sırasında, “Hocam, son zamanlarda uykusuzluk çekiyorum,” dediğinde, ona kedi otunu tavsiye ettim. Bu güzel bitkinin, insan ruhuna dokunan sessiz şifasını, sizlere de anlatmak istedim.
Arkadaşım Cüneyt Kaptan’ın isteğiyle bugün ananası yazmak istiyorum. Kesildiğinde kokusu etrafa yayılan, altın sarısı rengiyle içimizi ısıtan bir meyve… Kimileri için sadece tatlı, kimileri içinse ekşi, kimileri için de dondurmaların yanında süs… Oysa ananas, tatlı asidin içinde sakladığı gerçek bir şifa meyvesidir.
Son zamanlarda doğaya dönüş ve sağlıklı beslenme arayışı, pek çok kişiyi yeniden mutfağımızdaki geleneksel ama kıymeti unutulmuş bitkileri keşfetmeye yöneltti. Rafine gıdaların gölgesinde kalan bazı sebzeler var ki, adeta sağlık deposu olmalarına rağmen hak ettikleri ilgiyi göremiyorlar. İşte kuşkonmaz da onlardan biri.
Doğada öyle bitkiler var ki, köylünün çayına karışır, ninenin duasına sığınır ama şehirlinin pek haberi olmaz. İşte onlardan biri de civanperçemi. Adı biraz ağır gelir kulağa ama kendisi bedene hafiflik, ruha da ferahlık verir. Sarımsı çiçekleriyle tarlalarda sessizce büyür ama içeriğinde taşıdığı şifa sessiz değildir.
Bugün sizlere ismini belki duymuş ama kıymetini tam bilmemiş olabileceğiniz bir bitkiden söz etmek istiyorum: Aslanpençesi. İsmi iddialı, etkisi ise bir o kadar derin. Yüzyıllardır özellikle kadınların dostu olarak bilinir. Ama aslında herkese iyi gelen, gölgede kalmış bir doğa mucizesidir.
İnsanlık, yüzyıllardır doğayla iç içe yaşarken, bazen dikenli görünen bitkilerde dahi şifa aramaktan vazgeçmemiştir. Görünüşte sert, ulaşılmaz ya da değersiz gibi görülen birçok bitki, içeriğinde barındırdığı bileşenlerle şaşırtıcı bir iyileştirici güce sahiptir. Bu güçlü şifacılardan biri de çetin yapısıyla tanınan, ancak yüzyıllardır halk hekimliğinde yer bulan bir bitkidir: Çördük.
Doğanın sunduğu bitkisel hazineler, modern tıbbın bile hâlâ tam olarak keşfedemediği güçlü şifa kaynaklarını barındırır. İnsanlık tarihi boyunca nice hastalık, toprağın bağrından çıkan sade bir bitkinin yardımıyla hafifletilmiş ya da iyileştirilmiştir. Bu sessiz şifacılardan biri de, adını parlak sarı çiçeklerinden alan ve hem güzelliğiyle hem de faydalarıyla dikkat çeken Altınbaşak’tır.
Akgünlük (Boswellia serrata),halk arasında pek bilinmeyen, ancak tıbbî özellikleri bakımından oldukça dikkat çekici bir bitkidir. Bu bitki, gövdesinden elde edilen reçinesiyle tanınır. Reçine kurudukça taşlaşır ve esas şifa bu taşlaşmış maddede gizlidir.
Doğa, iyileştirici gücünü bazen en sakin ve mütevazı bitkilerde saklar. Adaçayı, bu sessiz şifacılardan biridir. Yüzyıllardır hem hastalıkların önlenmesinde hem de tedavisinde kullanılan adaçayı, aromatik yapraklarıyla sadece bedeni değil, ruhu da besler.
Kıymetli okuyucularım,
Bugün size hem zihinde hem bedende derin bir huzur bırakan bir bitkiden söz etmek istiyorum: Melisa, halk arasında bilinen adıyla oğulotu.
Yakın zamanda çok kıymetli bir arkadaşımla kılıç otu veya diğer adıyla sarı kantaronun sirkesinin yapım yöntemini ve faydalarını konuştuk.
Özellikle sirkesiyle ve taşıdığı şifayla dikkat çeken bu mucizevi bitki, doğanın kıymeti az bilinen hazinelerinden biridir.