Doğa, kıymetini herkesin bilmediği bitkilerle doludur. Kapari de onlardan biridir; gösterişsizdir, sessizdir ama dirençlidir. Taşların arasından inatla boy verir, şifasını sakince sunar. Bazen en büyük kıymet, en az bakılan yerde yetişir.
Değerli okuyucularım,
Bugün sizlere yalnızca mutfağın değil, bedenin ve ruhun da sessiz dostu olan bir bitkiden söz etmek istiyorum: Fesleğen (Ocimum basilicum).
Değerli okuyucularım,
Bugün size ismini sık duymadığımız ama etkisini görenlerin hafızasından kolay kolay silmediği bir bitkiden söz etmek istiyorum: Tarhun (Artemisia dracunculus).
Bugün sizlere mutfaklarda baharat olarak yer bulan ama aslında şifa yönüyle çok daha öne çıkan bir bitkiden söz etmek istiyorum: Kişniş (Coriandrum sativum).
Bugün sizlere adı daha çok bira yapımında duyulsa da aslında şifa dünyasında çok özel bir yeri olan bir bitkiden söz etmek istiyorum: Şerbetçiotu (Humulus lupulus).
Anadolu’nun birçok köşesinde yabani olarak da yetişen, mutfakta yeri ayrı, şifası ise çok daha derin bir bitkiden söz etmek istiyorum: Arapsaçı. İncecik, ipek gibi yaprakları ve anasona benzer kokusuyla hemen ayırt edilir. Kimi yerde “yabani rezene” diye bilinir, ama aslında kendine özgü karakteriyle bambaşka bir bitkidir.
Bugün sizlere doğada gördüğümüzde temkinle yaklaştığımız ama aslında bedenin en büyük dostlarından biri olan bir bitkiden söz etmek istiyorum: Isırgan otu (Urtica dioica). Yaprağına çıplak elle dokunduğunuzda yakar, kızarıklık bırakır; ama işte o yakıcılığın arkasında gizli bir şifa dünyası vardır.
Bugün size sofralarımızın mütevazı ama en güçlü üyelerinden biri olan yeşil mercimekten söz etmek istiyorum. Küçük taneleriyle sade görünür; ama içindeki besinler, vitaminler ve özel bileşiklerle aslında tam bir şifa kaynağıdır. Anadolu mutfağında çorbasıyla, yemeğiyle, salatasıyla kendine yer bulur; ama asıl değeri, bedenin en derin ihtiyaçlarına sessizce cevap vermesindedir.
Karadeniz’in serin rüzgârlarında büyüyen, sofralarda yeri ayrı, şifası daha da büyük bir bitkiden söz etmek istiyorum: Kara lahana. Görünüşte sıradan bir sebze gibi dursa da, aslında koyu yeşil yapraklarının içinde vücuda kuvvet veren gizli bir eczane saklar.
Bu yazımda Anadolu’nun dağlarında, özellikle Toroslar’da yetişen endemik bir bitkiden söz etmek istiyorum: Sütleğen otu (Euphorbia kotschyana). Adını, koparıldığında akan beyaz sütlü özsuyundan alır. Yüzyıllardır halk arasında farklı rahatsızlıklarda kullanılagelmiştir. Ancak bu bitkiyi doğru bilmek ve dikkatle kullanmak çok önemlidir.
Bugün size yalnızca Anadolu’da yetişen endemik bir bitkiden söz etmek istiyorum: Sığırkuyruğu (Verbascum anatolicum). Yaz aylarında bozkırların ortasında yükselen uzun boyu ve sarı çiçekleriyle hemen fark edilir. Halk arasında hem görünüşüyle hem de şifasıyla değer verilen bir bitkidir.
Bugün size Türkiye’de yalnızca Datça ve çevresinde doğal olarak yetişen endemik bir ağaçtan bahsetmek istiyorum: Datça hurması. Latincesi Phoenix theophrasti. Ege’nin kayalık kıyılarında rüzgâra karşı dimdik durur. Ne palmiye kadar gösterişli, ne de hurma ağacı kadar tanınmıştır, ama toprağın sakladığı büyük şifalardandır.
Size çok az kişinin adını bildiği ama Anadolu’nun eski şifacılarının yakından tanıdığı bir bitkiden söz etmek istiyorum: Kaside otu. Bilim dünyasında Ferula anatolica adıyla bilinir. Rezene, çakşır ve çörek otu ailesine yakın bir türdür. Görünüşü gösterişli değildir, ama kökü toprağın altında büyük bir güç taşır.
Kıymetli okuyucularım, bugün sizlere Anadolu'nun güneşli yamaçlarından sofralarımıza uzanan bir şifa yolculuğundan bahsetmek istiyorum. Zahter, sadece bir bitki değil, bin yıllık bir şifa geleneğinin ta kendisidir.
Bu yazımda sizlere, zarif pembe-mor çiçekleriyle bahçelerimizi süsleyen ama asıl gücünü şifalı yapraklarında ve kökünde saklayan bir bitkiden bahsetmek istiyorum: Hatmi Çiçeği. Bilimsel adı Althaea officinalis olan bu değerli bitki, Anadolu'nun geleneksel şifa kültürünün en nazik temsilcilerinden biridir.
Bugün sizlere, geleneksel tıbbın kadim bitkilerinden biri olan Demirdikeni'ni (Tribulus terrestris) daha detaylı anlatmak istiyorum. Anadolu'da "çoban çökerten" veya "deve çökerten" olarak bilinen bu değerli bitki, modern araştırmalarla da desteklenen etkileriyle gerçek bir şifa hazinesidir.
Bu yazımda sizlere, dağların zirvelerinden gelen ve adı gibi gerçek bir "kral" olan Kral Otu'nu anlatacağım. Bu mütevazı görünümlü bitki, Anadolu'nun yaylalarında yetişir ve şifalarıyla gerçekten taç giymeyi hak eder.
Bugün sizi Ege pazarlarında demet demet satılan, fakat Anadolu’nun başka birçok yerinde adı bile bilinmeyen kadim bir şifacıyla tanıştırmak istiyorum: Şevketi Bostan. Kimi yerde Akkız, kimi yerde Melek Otu denir. Dışı dikenli, içi şifa dolu bu bitki hem sofraların lezzeti hem şifahanelerin reçetesi olmuştur.
Anadolu’nun yüksek kesimlerinde, ormanların kuytularında öyle bir bitki yetişir ki, adı kurtpençesi olsa da yumuşacık dokusu ve incecik tozlarıyla şifa dağıtır. Bilimsel adı Lycopodium clavatum. Halk arasında tilkikuyruğu, ayakotu, kimi yerde de kurtayağı derler. Yaprak uçları kurt izini andırdığı için bu ismi almıştır.